Körlük ve Görmek


Merhaba arkadaşlar, bu yazımda sizlere okuduğum ve çok beğendiğim iki kitaptan bahsedeceğim. İki kitabın da yazarı José Saramago'dur. Şimdi size biraz bahsedeceğim ve kesinlikle tavsiye ettiğim Saramago’nun “Körlük” isimli kitabına bakalım. Körlük isimli bu roman 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almıştır. 2008 yılında Fernando Meirelles yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır. Yazar bir söyleşisinde yazdığı en zor romanın Körlük olduğunu söylemiştir. Romandaki körlük insan aklının körlüğüne dair bir metafordur. Yazar bunu şu şekilde açıklamıştır: “Bir yandan gezegendeki kaya oluşumlarını incelemek için Mars'a adam gönderiyoruz. Ama dünyada milyarlarca insanın aç kalmasına göz yumuyoruz. Bu büyük bir çelişki. Ya körüz ya da deliyiz.” demiştir. Bu sözüne gerçekten de hak veriyorum. Kitapın içeriğinden biraz bahsetmek istiyorum. Kitaptaki insanlarda beyaz körlük yayılmaya başlar. Bu körlüğe yakalananlar karantina altına alınmaktadırlar. Karantina altına alındıkları yer hastane görünümlü bir hapishanedir. Kitabın tüyler ürpertici bölümleri vardır. Yazar bu olayları anlatırken kahramanlara isim vermemektedir. Ayrıca romanda körlüğe yakalanmayan tek bir kişi vardır. Sizce bu kişi neden körlüğe yakalanmadı? Sizlerde merak uyandırdı mı bilmiyorum ama bende uyandırmıştı. Sizlerin de okumasını tekrar tavsiye ederek birkaç alıntı bırakıyorum. Kitaptan güzel sözlere örnek olarak bunları verebilirim: 1. "Zorunluluk insana mucizeler yarattırır." 2. "İstenen yere gidebilmek, öncelikle nereden geldiğini bilmeyi gerektiriyordu." 3. "Her yaşam vaktinden önce sona erer." Bir diğer roman ise; “Görmek”. Yazar bu romanda adsız kahramanlar ve şehirler üzerinden evrensel olayları yansıtmaktadır. İlk 150-160 sayfa kadar okuduktan sonra Körlük romanındaki kahramanlar devreye girmektedir. Böylece olaylar daha sürükleyici olmaktadır. Bu roman siyasi bir hiciv niteliğindedir. Demokrasinin hükümetler tarafından nasıl saptırılabileceği anlatılmaktadır. Olay bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde gerçekleşmektedir. 14 numaralı oy kullanma bürosunun başkanı yağmurlu bir havada koşturarak büroya gelmektedir. Parti temsilcileri, görev arkadaşları, herkes hazır beklemektedir. Havanın durumundan şikayet etmektedirler. Oy kullanma oranının düşük olacağı beklenmektedir. Saat geçtikçe ortam gerginleşir. Aslında bunun sebebi insanların evlerinden çıkmamalarıdır. Ancak son saatler yaklaşınca herkes oy kullanmaya gelir ve büronun önünde uzun sıra oluşur. İnsanlar oylarını kullanmış ve oylama bitmiştir. Daha sonrasında sandıklar açılınca sonuç herkesi şaşırtır. Sizce neden? Sonuca şaşıracaksınız. Kitaptan birkaç güzel alıntıya örnek olarak şunları verebilirim: 1. "Dünyaya gözümüzü açıyoruz ve o anda tüm yaşamımızı bağlayacak bir sözleşme imzalamış gibi oluyoruz, ne var ki günün birinde bir an gelir bu imzayı benim yerime kim attı diye sorabiliriz." 2. "Şurada burada gezip duran sözcükleri nasıl bir araya getireceğimizi bilebilseydik dünya belki biraz daha yaşanabilir bir yer olurdu."